Risale Tefeyyülleri 1

İman tevhidi tevhid teslimi teslim tevekkülü tevekkül saadeti dareyni iktiza eder.

 Amenna…

Reklamlar

Gencin Güzeli Takvalı Olandır

Hz. Ömer’in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer’in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Rasulü’nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.  Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.  Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri’ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü:  ‘Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.’ (A’raf/201)  Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:  – Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu:  – Bir şeyim yok. dedi. Babası:  – Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:  – Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer’e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve:  – Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası:  – Ey Mü’minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer:  – Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A):  – Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. (Rahman/46) dedi. Kabirdeki genç konuşup:  

– Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi.

Yar Yar Diye Dövünme

Yar yar diye dövünme

Yar bildiğin yaradır gönülde

Vuslat bildiğin ölümdür hakikatte…

Ey Gençlik Sarhoşu Kardeşim

Ey gençlik sarhoşuyla kendinden geçen kişi! Kulluk ve erdem yolunu genç iken seçmeli ve bu yolda yürümelisin. Yarın yaşlanacaksın, gençlik elden gidecek.
Gönlün huzur içinde, gücün yerinde ve saha genişken topu çeliver.
Ben o kıymetini bilemedim.
Şimdi aklım başıma geldi, fakat gençlik geri gelmiyor.
Kadir gecesinden daha değerli günlerim birer birer elimden alındı.
Yaşlı merkep yük altında ne yapabilir?

    Rüzgar kanatlı bir ata binmişsin sen, sür atını.
    Kadeh kırılınca artık onu eski haline döndürmek imkansızdır. Fakat kırılan kadehi yapıştırmaktan da geri durmamalı.
    “Kendini Ceyhun Irmağı’na at” diye kim söyledi sana. Fakat bir kez düştüysen kurtulmak için çırpınmalısın.
    Su varken elinde, onu yitirmişsin.
    Şimdi abdest alman gerekiyor.
    Su bulamayınca temiz toprakta teyemmüm yapmalısın.
    Yarışa girmiş oldun, birinciliği kaçırsan da sürdürmelisin, düşe kalka da olsa mutlaka hedefe ulaşmaya çalışmalısın.
    Rüzgar kanatlılar uçup gitti çoktan.
    Sen elsiz ayaksız bekleme.
    Ey akıllı kişi!
Sözlerime kulak ver.

(alıntı)

Damat Efendi(iffet meselesi)

Mecmau’l-Enhür sahibi Muhammed b. Süleyman, “Damat Efendi” lakabıyla meşhur olmuştur. Çünkü, bu iffet âbidesi, talebelik döneminde bir gece yarısı, mum ışığı altında ders çalışmaktadır. İlmî mütâlaalara daldığı bir esnada kapısı çalınır. O vakitte birinin gelmesinin hasıl ettiği hayret ve misafirin kimliği hakkındaki merakla hemen kapıyı açar. Karşısında genç ve güzel bir kızcağız durmaktadır. Misafir, yolunu kaybettiğini ve etrafta başka bir ışık göremediği için onun kapısını çalmaya mecbur kaldığını söyler.

Genç talebe, misafirini geri çeviremez, onu gece karanlığına ve sokağın soğuğuna terkedemez, çaresizce kızı içeri alır. Ona oturup dinlenebileceği bir köşe gösterdikten sonra da sabaha kadar dersine çalışmaya devam eder. Utangaç ve gizli-saklı nazarlarla onu seyreden kızcağız, bu iffetli talebenin bir haline taaccüb eder; genç, arada bir parmağını önünde yanan mumun alevine tutmakta ve bir müddet öylece bekledikten sonra geri çekmektedir. Bir defa ile de yetinmemekte ve bunu ara ara sürekli tekrarlamaktadır. Bu hal üzere sabah olur.

Gün ışıdıktan sonra genç kız oradan ayrılıp evine döner. Halkın yardımıyla yolunu bularak ulaştığı ev, Osmanlı vezirlerinden birinin sarayıdır; bu genç kız da, o vezirin kerimesidir. Saray halkı, ona geceyi nerede ve nasıl geçirdiğini merakla sorarlar; zira, bütün gece onu aramış ama bir türlü bulamamışlardır. Genç kız başından geçenleri, gördüklerini ve hususiyle de kendisini misafir eden talebenin tuhaf halini bir bir anlatır. Vezir, kızına yardım eden o genci sarayına davet eder ve niçin sabaha kadar elini yanan mumun üzerinde tuttuğunu ve elinin yanmasına sebep olduğunu sorar. Yusuf yüzlü genç, “Yolunu kaybettiği için kapımı çalan bir misafiri dışarıda bırakamazdım; bu sebeple onu kulübeme aldım. Nefsimin desiselerine karşı koyabilmek için de, elimi ara sıra mumun bana Cehennemi hatırlatan alevi üzerine koydum. Şeytan beni kandırmaya yeltendiğinde, parmağımı ateşe tutarak, nefsime cehennem azabını hatırlattım ve böylece yanlış bir şey yapmaktan kurtuldum.”

Hani o içimdekini götürdünya

Zamanın birinde yaşlı bir adam ve dünyada tek sahip olduğu varlık olan, çok ama çok güzel bir atı varmış. Adam bir gün atıyla beraber bir yolculuğa çıkmış, yolculuk sırasında bir yerde dinlenirken yanına bir adam gelmiş ve ondan biraz ekmek ve su istemiş.Adam da bohçasında ne var ne yoksa beraber yiyebileceklelerini söylemiş.Oturmuşlar beraberce yemeklerini yemişler aynı kaptan su içmişler ve aralarında güzel bir muhabbet etmişler. Yemek ve muhabbetten sonra dinlenmek için biraz uzanmışlar.Aradan zaman geçmiş, atın sahibi olan adam uyanmış bir de ne görsün, ne yemeği kalmış,ne suyu, ne de o çok sevdiği dünyalar güzeli atı var,hepsini almış gitmiş o çok güvendiği adam.

Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:

– Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım, ne suyumu böldüğüme, ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne, HANİ O İÇİMDEKİNİ GÖTÜRDÜNYA…..

 (çok sevdiğim bi ablamdan dinlemiştim:) o daha da güzel anlatıyordu koptum gittim o anlatırken….Allah ondan razı olsun inşallah)

Münacat-ı Veysel Karani

Bismillahirrahmanirrahim

Ey Allahım,rabbim Sensin.Çünkü ben bir kulum.Nefsimin terbiyesinden acizim.Demek beni terbiye eden Sensin.

Hem Sensin yaratıcı.Çünkü ben yaratılmış bir varlığım,

Hem rızık veren Sensin.Çünkü ben rızka muhtacım ve ona elim yetişmiyor.Demek rızkımı veren Sensin.

Hem Sensin Malik,Mülkün gerçek sahibisin.Çünkü ben bir memlük ve köleyim.Benden başkası bende tasarruf ediyor.Demek benim sahibim Sensin.

Hem Sen izzet sahibisin, yücesin.Ben ise zelilim; halbuki üzerimde bir izzet ve bir onur cilvesi görünüyor.Demek Senin izzetinin aynasıyım.

Hem Sensin sınırsız zengin.Çünkü ben muhtaç ve fakirim,bana bu fakir halimle ulaşamayacağım bir zenginlik veriliyor. Demek mutlak zengin Sensin, veren Sensin.

Hem ölümü olmayan devamlı hayat sahibi Sensin.Çünkü ben ölümlüyüm, dirilmem ve ölmemde Senin daimi hayat sıfatının tecellisi görünüyor.

Hem Sensin Baki,Çünkü ben faniyim, ömrümün sona ermesinde Senin varlığının devamlı ve baki olduğunu anlıyorum.

Hem Sen şeref sahibi yüceler yücesisin.Çünkü ben kötülükler içinde bocalıyorum.Demek şeref ve haysiyet Senden geliyor.

Hem sonsuz ihsan sahibi Sensin.Ben ise günah işleyen bir kulum.Fakat pişman olup tevbe edince bana ihsan kapıları açılıyor.Demek ihsanınla bağışlayıp sonsuz güzellikler bahşeden Sensin.

Hem günahları affeden yalnız Sensin. ben ise günahkarım.Demek günahları affedecek Senin kapından başka kapı yoktur. ….

Hem dualara cevap veren Sensin. Çünkü ben halimle ve dilimle daima dua edip istiyorum,niyaz edip yalvarıyorum.Arzularım yerine geliyor.İsteklerime cevap veriliyor.Demek arzu ve isteklerime cevap veren Sensin.

Hem her türlü hastalığa şifa veren Sensin.Çünkü ben hastayım.Hastalıktan her kurtuluşumda Senin şifa verici tecellini görüyorum.Demek her türlü hastalığa şifa veren Sensin.

 Benim günahlarımı affet , hatalarımı bağışla.Hastalıklarıma şifa ver, ey bütün kemal sıfatların sahibi ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahım….

Bismillahirrahmanirrahim

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.Kainatın Efendisi olan Muhammed Mustafa (s.a.v) e  ve onun aline ve ashabına selam olsun.